akşam eve gitmeden makromarket'e uğradım. kinder süt dilimi aldım bi miktar. çıktım. caddede bi amca durdurdu, kasketli gözlüklü bıyıklı tam bi yaşlı amca.. "bu ikiz minareler nerde?" dedi. dedim "orası çok geride dayı"..
- ters tarafta mı? - evet, oraya doğru.. ama uzak biraz. - yok yaa (bu bööle "yok yaa, çok biliyosun"daki gibi bi yok yaa idi)... allah allah yürüyim mi? (anlayamadım. "kulakları işitmiyo, yanlış anlıyo beni. dalga geçiyom sandı herhalde" diye düşündüm) - yürü dayı ama işte 20 dakikada falan yürürsün.. - bu cami var hani sağda.. onun karşısına yapıldı yeni.. ikiz minareli... - heh evet orası, pazar var yanında - hee evet pazar var.. (gene aynı "yok yaa çok biliyosun" tonlaması. ve alaycı ifade :)) - orda işte taa.. - burdan mı gideyim? - evet dayı o yöne gitçen - ordan da buraya göndermişlerdi.. tü allah belalarını versin.. - yok dayı yanlış gelmişin. - heee.. (aynı ifade) - şu yöne gitçen sen. - sen ne yöne gitçen? (aynı ifade) - (aptallaştım) ben burdan bööle döncem. - ben bu tarafa yüriicem öyle mi.. yok yaaa (gene aynı yok yaa'dan).. allah allah.. (bu da aynı tip bi allah allah :)) .. de get işine tü allah senin de belanı versin!!! diye bağırdı ve gitti hem gidip hem bana bağrmaya devam etti :) - (anca burda anladım amcanın sorun kulaklarda değil, kafada. bu gerçeği farkettikten sonra anlam kazandı bütün diyalog)
^burdan tüm psikolog arkadaşlara selam eder, teşhis konusunda bana yardımcı olmalarını dilerim^
neyse efem, "ulen bi de iki saat laf anlatmaya çalıştık deliye" diye düşünerek inmeye başladım yokuşu. sonra süt dilimi açtım bi tane. satılmıyomuş pek bu süt dilimi. sevmemiş insanlar. zaten bi iki arkadaşımın iirenç, mama gibi falan dediğini duymuştum. ki sevmeyenlerin sevmeme nedenini de anlıyorum. o kıvam o yumuşaklık, ağızda garip bi his uyandırıyo olabilir (sanırım insan sadece bebekken seviyo yumuşak yemekleri). bi çok market de getirtmiyo artık zaten. yakında üretilmez olur. kral tv'ye mesaj atçam, alttan geçiyo ya hani; ^hakan 27 ank kinder süt dilimi seven şanssız azınlıktan bayanlarla tanışmak istiyorum^ ha bi de haftasonu denk geldi, ıssız adam'ı izledim. "ıssız adam'ı izledim, kendimi buldum" demek isterdim pek çok gencimiz gibi (ki feysbukta bolca "tayyar is ıssız adam" falan gibi ifadeler görüyordum). lakin diyemem. aslında aynı da ben yani.. komple çıkar cinselliği adamın hayatından, kes o sahneleri.. aha al, aynı benim gençliğim. o serserilik, o bohem. tıpkı. feysbuktaki "..is ıssız adam" sorunu da aydınlandı kafamda. şey bu.. sevgiliden tekmeyi yiyen, ya da tekme yiyecek sevgilisi olmayan arkadaşlar galiba (bu noktada armağan kardeşimin "ne o lan, sevgili buldun götün mü kalktı" dediğini duyar gibi oluyorum). tüm yalnızlığı seçmemiş, mahkum olmuşlar için süper kılıf. ıssız adam'ım ben abi, bağlanamıyorum. yani yanımda dursa biri bağlanacam da yok, kaçıyolar, bağlanamıyorum abi fırsat olmuyo, mikrop. yalnızlık zor tabi de utanılacak, bahane uydurulacak bişey haline getirmemek lazım. ama oluyo tabi öyle bi his, utanıyo insan, herkes bağlanıp bi sen bağlanamayınca..bu ıssız adamlık müessesesi de bi recep ivedik esprisine dönüştü;
- kadınlara zaafım var. - e hayatında kadın yok? - yok, evet. o yüzden zaafım var.
ne diyoduk; yalnızlık. çağımızın hastalığı. bu modern çağ insanı yalnızlaştırdı. ama teknolojik gelişmeler, sanal alem, sosyalleşmeyen insanlar vs vırt kırt değil sebebi. görücü usulü kalktı, ondan. e gençlere bırakınca da aha olmuyo işte, becerip de bulamıyolar hayırlı bi kısmet. çağımızdaki yalnızlığın sebebi, görücü usulünün gözden düşmesi, hatta aşağılanmasıdır. gençler bu yöntemi banal bulmakta ama kendileri de bir alternatif üretme konusunda yetersiz kalmaktalar. (ya biri benim elimden şu klavyeyi alsın nolur.. tespite bak yaaa.. ühü. gelinlik çağı filozofu mu oldum, ne oldum ben yaa? böyle fütursuzca saçmalayınca şöyle bi sahne canlanıyo gözümde, bööle 20-30 kişilik bi grup, karşılarında ben, yüzüme yüzüme gülüyolar kahkahalarla, birbirlerine beni gösterip gülüşüyolar falan)
bu yazının bize kazandırdıkları:
1) "yumuşak yemek" .
|