çocukların saçları kıvır kıvırdır.
pazar günü saçlarımı kestirmek için evden çıktım. berber kapalı. yürüdüm biraz daha. diğeri de kapalı. küfrede küfrede yürümeye devam ettim.. bayan kuaförleri hep açık, erkekler kapalı. sonunda bi tane bay bayan kuaförü buldum. kapıda bay salonumuz hizmetinize girmiştir yazıyor. girdim içeri, boktan bi paravanla bölünmüş bi köşe bay salonu denilen yer, bi tane de adam dikmişler içine. ama elemanda zerre kadar berber tipi yok. havada rant kokusu var. belli ki sadece kadınlara hizmet vermek için ziyadesiyle büyük bi yer tutmuşlar, sonra abi şurayı bölelim, iki koltuk da şuraya atalım, bay kuaförü olsun. bizim amcoğlu var onu da koyalım oraya öğrenir zamanla işte diye takılıyolar. netekim 10 yaşlarında bi çocuğun saçlarını kesiyodu makineyle vırt vırt o eleman. düz eşek tıraşı ve hızlı hızlı. biraz sertçe. ufak çocuğa baktım, yüzünde acı çeker gibi bir ifade. sırada bi ufak çocuk daha var. dedim içimden "ııh yok. ben kafamı bu herife emanet edemem, kaçayım".. elemana "ben bi sigara alıp gelcem" dedim.. "tamam, çabuk gel" dedi. "sana ne lan sikik, gelirim gelmem" dedim içimden, dışımdansa "tamam". böyle de özü sözü bir olmayan güvenilmez bi insanım.
neyse efenim, yürümeye devam ettim cadde boyunca, sonunda bi berber buldum. amcanın tip süper, tam bi berber, mesleğin kökünden yetişmiş belli. berber doğmuş. oh, dedim, oturdum sıra bekliyom. berber amca o sırada bi emo tıraş ediyor.
içses: yav bu berberler ne düşünüyo bu emolar konusunda? nası uyum sağlıyolar bu modalara. yani ne biliim, düşünsene erkek berberisin, oğlanın teki giriyo içeri, "abi bana kadın saçı yap" diyo. fön çek bana amcağğ.. ahahahah... az önce bütün emo ergenlerimizin nefretini kazanmış olabilirim. amaaaan. çok da skimde... neyse.
sırada bi anne baba var, yanlarında da 1 yaşında falan bebeleri. emonun tıraşı bitti. sıra ufak bebede. önce babası kucağına aldı. çocuk berber amcayı, makası falan görünce bağıra bağıra ağlamaya başladı. kafasını sallıyo ağlıyo bağırıyo çocuk. böööle dükkanın içinde döne döne kesmeye çalışıyo berber amca.. maazallah çocuğun gözüne falan batçak makas, ama amca çok usta, kökten yetişmiş. sonra anne aldı çocuğu kucağına biraz sakinleşir umuduyla, oturdular koltuğa ama ı ıh. çocuk çok korkmuş.. ödü patlıyo. bağır çağır salya sümük.. biraz da öyle uğraştı berber. yok böyle olmicak dediler gene ayağa kalktılar biraz daha dükkanın içinde döne döne devam etti tıraş. bense bu tıraş seremonisi boyunca içimden kin kustum o anaya babaya; "ulan gerizekalılar. bu yaşta çocuk tıraş mı edilir? uyurken kesersin uçlarından azcık illa gerekiyosa.. bırak gezsin işte çocuk kıvır kıvır saçlarıyla mis gibi. he ama erkek adamın erkek evladı olur ya... saçları uzayınca kız gibi oluyo ya kıvır kıvır.. erkek yapacak ya çocuğunu illa... kestirmek lazım di mi.. yavşak! cahil pezevenk! ulan çocuğun erkek olduğunu bilen biliyo zaten, kime neyi kanıtlayacan piç. sanki sokakta millet sana, bebene mi bakıyo. mal! öküz! he ama erkek olcak ya illa bebe. ulan durduk yere travma resmen. bırak kestirme lan, bırak.. çocuk durmuyo, ödü bokuna karışmış, makas gözüne girse ne olacak.. kim vercek hesabını. aptal cahil piç!.. (benden daha fazla iğrenmemeniz için bu kadarcık küfrettim bu mecrada. yoksa çok daha ağırdı).
her kökten yetişmiş mükemmeliyetçi usta gibi berber amca da "dur tam olmadı." "dur şurdan da biraz" diye diye son rötuşlarını da yaptı. bitti. biraz daha ağladı çocuk. sonra sakinleşti.. lakin çocuğun üstü başı hep kıl olduğu için üstünü çıkardılar. anası tuhafiyeye gitti çocuğa yeni tişört almaya. adam kucağında çocukla bekliyo. biraz zaman geçti. çocuk sakin, herkes mutlu. sonra adam dayanamadı "nerde kaldı bu hatun" diyerek berberden çıktı kucağında çocukla. biraz bakındı, tam o esnada anne gözüktü köşeden. tekrar berbere girdiler çocuğu giydirmek için fakat çocuk yine dükkana sokulduğunu görünce bağırmaya ağlamaya başladı. bravo lan. ikinci travmayı da yaşattınız bebeye yarım saatte. giydirdiler bebeyi, tam bir erkek olan oğullarını da alıp gittiler.
ııı.. şimdi "bacak bey, yukarda emo erkeklerine laf sokuyodunuz `kadın saçlı` falan diye, şimdi de `erkek çocukların saçlarını kestirmeyin ne zararı var ne güzel işte kıvır kıvır, kız gibi` diyosunuz" diyebilirsiniz. tutarsız karakterim benim en süper yanımdır, unutmayın.
benim de yeğenim var erkek, hiç kesilmedi saçları, sadece uçlarından kısaltıldı gözüne giren perçemler, o da uyurken yapıldı zaten. ama bakın a dostlar ne kadar süpert değil mi, kız gibi maşallah. tü tü tü..

eserimin sonunu yoruma açık bıraktım. noldu benim saçlar? evden o amaçla çıktıydım hani.. okurun hayalgücüne bırakıyorum. gerçi en fazla ne kadar hayal kurulabilir di mi bu konuda. haklısınız.
dizi dünyağsı
yav şimdi house diye bi dizi var ya.. doktor var bi tane nadir görülen hastalıklarla, ilginç vakalarla uğraşıp duruyor adam. güzel, süper, izliyoz da saygıyla. ama efendim şimdi bu house amca, amerika'daki binlerce benzer hastaneden birindeki binlerce doktordan biri değil mi arkadaş? e peki niçün, bu "milyonda bir", "milyarda hiç" görülen hastalıklar hep bu adamı buluyo? kaç sezon oldu bilmiyom, hadi 3 sezon olsun, sezon başı 13 bölümden 13 x 3 = 39 kere milyorda bir görülen vakayla karşılaştı bu adam.. üstelik meslek hayatı boyunca da değil 3 -5 senede.. çekiyo mu yani kendine nedir, bunu da bilimsel bi temele oturtsak olma mıydı.. ya hiç değilse adamı "yunaytıd steyts nadir görülen hastalıklar birimi"nin başına geçirseydiniz be abi.. "abi california'da bi vaka var" der oraya uçardı, miami'de hasta varsa ertesi bölüm oraya uçardı uçakılan.. matematiği, istatistik bilimini çöpe attıktan sonra ne anladım ben o bilimsel diziden. ha keza lost'ta da uçak düştü 60 kişiyi sağ bıraktılar anasını satiim. ne diye, dizi olsun diye. peh.
ee... édith.

bu candan erçetin de iyice édith piaf'a bağladı. şu hale, tavra bak. buğulu bakışlar, tren garında sevgilisini uğurlayan fransız kadın hali.. oooff... bana bunlarla gelme candan.. bana kaldırım serçesi ambiyansıyla gelme. milli eğitim bakanlığı'na bağlı en öğretmen halinle, 657'ye tâbi en memur halinle gel. öyle buğulu bakmayla, gırtlak titretmeyle olunmuyor édith piaf. sokakta dilencilikten, fahişelikten gelip zirveye çıkmakla olunuyor, iki kere zirveden düşüp, halkın nefretini kazanıp, sonra gene iki kere yerden kalkmakla, kalkmakla da kalmayıp tekrar en tepeye çıkmayı bilmekle olunuyor. kilise cenazeni kaldırmayı reddedince olunuyor édith piaf.. ve aynı cenaze için charles aznavour "ikinci dünya savaşı sona erdiğinden beri bütün Paris’in trafiğini tamamen kilitleyen başka bir olay yoktur.”" dediğinde olunuyor.
o yüzden.. bakma böyle fransız fransız... en memur halinle gel sen. öğrencilerine flüt üflettiren, not defterine pekiyi, iyi, orta yazan, en öğretmen halinle gel.. e mi... é.
yerli sinema
- iyi de bütün bunlar nüfus cüzdanımda da yazıyo, oraya da bakabilirim...
-
güneşin oğlu çok komik.
ne güzel sanatlar
eveeet. bir güzel sanatlara öğrenci alım sezonu daha yaklaşmakta. öğrenci adayı arkadaşlarıma, giriş sınavında değilse bile, akademi yolculuklarında kılavuz olması amacıyla bi hatırlatma yapmak istiyorum;
http://bacak.blogcu.com/sanatimi-ogreniyorum_4427062.html
http://bacak.blogcu.com/sanatimi-ogreniyorum-2_4564865.html
köşe
gündem köşesi
yav şimdi bu askere sivil yargı yolu açılırsa, vırt kırt hadi onların derdi başka tamam da.. bi de bi taraftan şey olmayacak mı?.. er ve erbaş, "komtan ağzıma vurdu", "komutan anama sövdü" diye dava açmiicak mı?
-----------------------
bilim köşesi
birazdan muhtemelen çok yanlış bişey söyliicem ama hayırlısı..
ya hani şu eski dalgıç kıyafetleri var ya bööle şişkin şişkin. hani o.. kafalarına... taktıkları... fanus? demir... değil mi?!? e ayaana taş bağla atla ondan iyi? anlamıyorum.
hıı.. bakırmış onlar. e bakır o kadar hafif mi laaan? hmm.. evet hafif aslında ya.. üff. bütün neşem kaçtı yaa.. bi de sanırım, koca gugıl'da konuyla ilgili bulunabilecek en iğrenç fotoorafı seçmişim.
özür diliyorum.
----------------------------
şiir köşesi
"nikah masası"nın düğünlerde çalınmaması hususunda
herkes hassas mı
yoksa arada bi şaka olsun diye,
çalınabilen bi şarkı mı?..
ya da ne bileyim repertuar yetersizliğinden
mecbur o da mı çalınır en son?
yoksa çok mu doğal çalınması?
zira muhteviyatı itibariyle
muazzam surette enteresan bir eser.
not: yakın zamanda düğüne gidecek olan varsa bi baksın, çalınıyo mu? çalınıyosa tepkiler nasıl?
bi de acaba amerika'da "girl you'll be a woman soon"la ilgili ne tip bi uygulama var, ona da bakmak lazım.
ero levgin
ya biri şu erol evgin'e sorsun artık "erol bey, saçlar peruk mu?" diye. sorsalar söyler bence, samimi bi insana benziyor. bence o da rahatsız bu durumdan ama işte terbiyeli bi insan.. sorulmadan niye söylesin...
reklam
yutubu'yla durduk yere teknik sorun yaşadım. bu sebeple methini duyduğum vimeo.com'a koydum bişeyler.
http://www.vimeo.com/user1734740
bilişim sohbetleri
bacak: şişşt veysel la.. sen şimdi shrek'i yapabilir misin tiridi'de (3d max).. ama şöyle yani sana zaman vercekler kasçan yapçan bi sahnesini.. partikılları falan öğrendin mi güzelce?
erdem: partikıl ne?
bacak: ya toz hani.. şu thinkerbell'in kıçında uçuşuyo ya mesela.. tiridi'de var o..
erdem: hee anladım.
veysel: yaparım la. ama çok uğraşmam gerekir.
bacak: ya aslında şunu soruyom, yani sen onu yapabilecek bilgiye sahipsin ama uğraşman mı gerek?.. "bunu nası yapmışlar la?" dediğin hiçbişey yok mu yani shrek'te -öyle soriim..
veysel: mmm yani yok ama teoride, pratiğe dökmem lazım.
bacak: hmm.. olm şey yapçan aslında atomlar yapçan bööle kendi içinde dönen işte bildiğin atom yani.. onlardan bööle figür yap.
veysel: o yapılır bak. ama makineyi zorlayabilir, bilmiyom.
erdem: gerçek hayattaki gibi bööle atomlar, moleküller hiçbişey birbirine değmiicek..
bacak: heh öyle evet.
- 2 dakika sonra-
bacak: hişş.. veysel la. bana tiridi'de karadelik modellesene lan.. hişşş.. yapabilir misin olm.
veysel: heh bak onu yaparım lan.
-5 dakika sonra-
bacak: olm şimdi bu tiridimeks'te bütün fizik kuralları var mı yani.. yerçekimi, vırt kırt..
veysel: hee var.
bacak: olm şey yapsana la o zaman. tiridimeks'in içinde karadelik aramaya çıksan ya.
veysel: ahahah..
bacak: olm aççan programı işte gezcen içinde la ööle boş boş..
erdem: süper olm, "tiridimeks'i nasıl hiçbi işe yaramadan kullanırız!".
veysel: tabi olm.



14/1/2010